
25.04.2008
Mutlu ailenin sırrı...

Uzmanlar, anne ve babalarının iletişim kurduğu çocukların daha mutlu olduğuna dikkat çekerek, "Daha mutlu bir çocuk yetiştirmek ve bununla birlikte daha mutlu bir aile olabilmek ebeveynlerin elinde" diyor.
Psikolog Filiz Yakmaz, "mutlu aile mutlu çocuk" konulu seminerde, mutlu aile olabilmenin ve çocuk yetiştirmenin püf noktalarını açıkladı.
Çocukların gelişimleri boyunca giderilmesi gereken belli başlı ihtiyaçları olduğunu belirten Yakmaz, anne ve babaların bu ihtiyaçları ancak çocukları ile kuracakları güçlü iletişim sayesinde karşılayabileceklerini bildirdi.
Anne ve babalara çocuklarıyla konuşma tavsiyesinde bulunan Yakmaz, "Bazen öğretmenin çocuk ile ilgili olumsuz bir gözlemi ya da toplum içinde çocukların yaptığı rahatsız edici bir davranış, aileleri "biz nerede hata yaptık" sorusuna itebilir. Bu gibi durumlar her zaman karşılaşılabilecek tipik çocuk davranışlarıdır. Ailelerin unutmaması gereken en önemli nokta onların çocuk olduğu gerçeğidir. Eve geldiğinizde çocuğunuz ile oturup yaptığı davranışlar üzerine konuşmalı ve onların görüşlerini de alarak sağlıklı bir iletişim ortamı hazırlamalısınız” dedi.
Çocukların aileyi kendilerine model aldığını, ancak aileden güç ve destek alarak gelişebileceklerinin anlaşılması gerektiğini vurgulayan Yakmaz, “İşte bu noktada hayat hem anne babalar hem de çocuklar için çok farklı olacaktır. Arzu ettikleriniz ile çocuğunuzun davranışları arasındaki farkı çocuğunuza fatura etmek yerine, kendi ebeveynlik tutumlarınızı gözden geçirebilirseniz asıl başarı sağlanmış olacaktır” diye konuştu.
Psikolog Filiz Yakmaz, "mutlu aile mutlu çocuk" konulu seminerde, mutlu aile olabilmenin ve çocuk yetiştirmenin püf noktalarını açıkladı.
Çocukların gelişimleri boyunca giderilmesi gereken belli başlı ihtiyaçları olduğunu belirten Yakmaz, anne ve babaların bu ihtiyaçları ancak çocukları ile kuracakları güçlü iletişim sayesinde karşılayabileceklerini bildirdi.
Anne ve babalara çocuklarıyla konuşma tavsiyesinde bulunan Yakmaz, "Bazen öğretmenin çocuk ile ilgili olumsuz bir gözlemi ya da toplum içinde çocukların yaptığı rahatsız edici bir davranış, aileleri "biz nerede hata yaptık" sorusuna itebilir. Bu gibi durumlar her zaman karşılaşılabilecek tipik çocuk davranışlarıdır. Ailelerin unutmaması gereken en önemli nokta onların çocuk olduğu gerçeğidir. Eve geldiğinizde çocuğunuz ile oturup yaptığı davranışlar üzerine konuşmalı ve onların görüşlerini de alarak sağlıklı bir iletişim ortamı hazırlamalısınız” dedi.
Çocukların aileyi kendilerine model aldığını, ancak aileden güç ve destek alarak gelişebileceklerinin anlaşılması gerektiğini vurgulayan Yakmaz, “İşte bu noktada hayat hem anne babalar hem de çocuklar için çok farklı olacaktır. Arzu ettikleriniz ile çocuğunuzun davranışları arasındaki farkı çocuğunuza fatura etmek yerine, kendi ebeveynlik tutumlarınızı gözden geçirebilirseniz asıl başarı sağlanmış olacaktır” diye konuştu.
Erkekler, kadınların ev işini artırıyor

Michigan Üniversitesi Sosyal Araştırmalar Enstitüsünün araştırmasına göre, erkekler, eşlerinin ev işinin her hafta 7 saat artmasına neden oluyor.
Araştırmayı yapan grup üyelerinden ekonomist Frank Stafford, bunun gayet iyi bilinen bir durum olduğunu belirterek, erkeklerin daha çok ev dışında çalışmaya meyilli olduklarını, kadınların ise evdeki işleri daha fazla üstlendiğini ifade etti.
Aile içinde bireysel farklılıkların bulunduğuna dikkati çeken Stafford, umumiyetle evliliğin, ''kadınlar için daha fazla, erkekler için daha az ev işi'' anlamına geldiğini kaydetti.
Stafford, ancak Amerika'da yaptığı araştırmanın sonucunda 1976 yılına nazaran 2005'te erkeklerin ev işine katkılarının arttığını bildirdi.
Araştırmada, çocukların da kadınların ev işinin artmasının diğer nedenlerinden birini oluşturduğu belirtildi. Buna, üçten fazla çocuğu olan bir kadının haftada toplam 28 saat, kocanın ise 10 saat çalışması örnek olarak verildi.
Araştırmayı yapan grup üyelerinden ekonomist Frank Stafford, bunun gayet iyi bilinen bir durum olduğunu belirterek, erkeklerin daha çok ev dışında çalışmaya meyilli olduklarını, kadınların ise evdeki işleri daha fazla üstlendiğini ifade etti.
Aile içinde bireysel farklılıkların bulunduğuna dikkati çeken Stafford, umumiyetle evliliğin, ''kadınlar için daha fazla, erkekler için daha az ev işi'' anlamına geldiğini kaydetti.
Stafford, ancak Amerika'da yaptığı araştırmanın sonucunda 1976 yılına nazaran 2005'te erkeklerin ev işine katkılarının arttığını bildirdi.
Araştırmada, çocukların da kadınların ev işinin artmasının diğer nedenlerinden birini oluşturduğu belirtildi. Buna, üçten fazla çocuğu olan bir kadının haftada toplam 28 saat, kocanın ise 10 saat çalışması örnek olarak verildi.
Ayak sağlığınızı ihmal etmeyin!

Modayı takip etme ve rahatlık için tabanı uygun olmayan ayakkabı seçiminde, dengeli şekilde karşılanamayan her kilonun, öncelikle ayaklar olmak üzere vücuttaki tüm eklemlerde ağrıyla başlayan sağlık risklerine yol açtığı bildirildi.
Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Prof. Dr. Emre Toğrul, Türkiye'de insanların genel olarak ayak sağlığına yeterince önem vermediğini ve giyilen ayakkabıların ortopedik özellikte olmadığını söyledi.Kişilerin rahat olduğu ve günümüz modasını takip etme düşüncesiyle düz tabanlı veya çok yüksek topuklu ayakkabıları tercih ettiğini belirten Toğrul, şunları söyledi:
''Bu açıdan, ayakkabının rahat olması sağlıklı olduğu anlamına gelmez. Moda ve rahatlık değil, gün boyu yükümüzü çeken ayaklarımızın sağlığı önemlidir. Özellikle kadınların seçim yaparken moda olduğu gerekçesiyle düz tabanlı veya çok yüksek topuklu ayakkabıları tercih etmeleri sağlık risklerine yol açabilir.
Çünkü, vücudun ağırlığını ayak dengeleyemiyorsa, bu yük öncelikle tabanda, ardından bilek ve diz kapaklarında, ilerleyen dönemde de bel ve diğer eklemlerde ağrılara neden olur. Fiziksel bir dayanma noktası olan ve bedenin yükünü taşıyan ayakların sağlığı için ayakkabı seçimine dikkat edilmelidir.'' Ayağın en önemli noktası olan topuğun, düz tabanlı ayakkabı giyilmesi durumunda olumsuz etkilendiğini belirten Toğrul, şöyle devam etti:
''Topuk günlük yaşamda fiziksel bir dayanak noktası görevi yapan ve kişi gelişiminde önemli yeri olan bir bölümüdür. Ayağın anatomik yapısına göre birinci ve beşinci parmak kökü ile topuk üzerine binen ağırlığı, giyilen ayakkabı uygun şekilde dağıtmıyorsa sorun var demektir. Ayakkabının tabanında, ayağın anatomik yapısına uygun girinti ve çıkıntıların olması, yani ayakkabının ortopedikliği çok önemlidir.'' Yalın ayak dolaşırken düz yerlerde fazla bulunulmasının yaratacağı sorunlara da dikkati çeken Toğrul, ''Özellikle yürümeye yeni başlayan çocuklar için ailelere, bunu halı gibi zeminlerde gerçekleştirmelerini öneriyoruz. Çünkü, bu tür zeminler, esnek yapısı dolayısıyla ayağın şekillenmesi açısından son derece önemli. Zeminin sert ve düz olması, çocuk tabanını olumsuz etkiler. Taban kısmı düz olan çocuklar da ilerde sorunlarla karşılaşır'' uyarısında bulundu.
Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Prof. Dr. Emre Toğrul, Türkiye'de insanların genel olarak ayak sağlığına yeterince önem vermediğini ve giyilen ayakkabıların ortopedik özellikte olmadığını söyledi.Kişilerin rahat olduğu ve günümüz modasını takip etme düşüncesiyle düz tabanlı veya çok yüksek topuklu ayakkabıları tercih ettiğini belirten Toğrul, şunları söyledi:
''Bu açıdan, ayakkabının rahat olması sağlıklı olduğu anlamına gelmez. Moda ve rahatlık değil, gün boyu yükümüzü çeken ayaklarımızın sağlığı önemlidir. Özellikle kadınların seçim yaparken moda olduğu gerekçesiyle düz tabanlı veya çok yüksek topuklu ayakkabıları tercih etmeleri sağlık risklerine yol açabilir.
Çünkü, vücudun ağırlığını ayak dengeleyemiyorsa, bu yük öncelikle tabanda, ardından bilek ve diz kapaklarında, ilerleyen dönemde de bel ve diğer eklemlerde ağrılara neden olur. Fiziksel bir dayanma noktası olan ve bedenin yükünü taşıyan ayakların sağlığı için ayakkabı seçimine dikkat edilmelidir.'' Ayağın en önemli noktası olan topuğun, düz tabanlı ayakkabı giyilmesi durumunda olumsuz etkilendiğini belirten Toğrul, şöyle devam etti:
''Topuk günlük yaşamda fiziksel bir dayanak noktası görevi yapan ve kişi gelişiminde önemli yeri olan bir bölümüdür. Ayağın anatomik yapısına göre birinci ve beşinci parmak kökü ile topuk üzerine binen ağırlığı, giyilen ayakkabı uygun şekilde dağıtmıyorsa sorun var demektir. Ayakkabının tabanında, ayağın anatomik yapısına uygun girinti ve çıkıntıların olması, yani ayakkabının ortopedikliği çok önemlidir.'' Yalın ayak dolaşırken düz yerlerde fazla bulunulmasının yaratacağı sorunlara da dikkati çeken Toğrul, ''Özellikle yürümeye yeni başlayan çocuklar için ailelere, bunu halı gibi zeminlerde gerçekleştirmelerini öneriyoruz. Çünkü, bu tür zeminler, esnek yapısı dolayısıyla ayağın şekillenmesi açısından son derece önemli. Zeminin sert ve düz olması, çocuk tabanını olumsuz etkiler. Taban kısmı düz olan çocuklar da ilerde sorunlarla karşılaşır'' uyarısında bulundu.
Az uyku fazla kilo sebebi

Dünya’nın ortak sorunu olan kilo problemi, genellikle çok yemeğe ve az hareket etmeye bağlı olsa da; az uyumanın şişmanlığı tetikleyen gizli bir düşman olduğu saptandı.
Kadıköy Şifa Sağlık Grubu’ndan Beslenme ve Diyet Uzmanı Seda Bahtiyar Tatay, son 40 yılda yapılan araştırmaların, günümüzde uyku süresinin dokuz saatten yedi saate düştüğünü ve insanların daha az uyuyup daha çok kilo aldıklarını gösterdiğini açıklıyor.
Dyt. Seda Bahtiyar Tatay, az uyumanın insan sağlığı üzerinde birçok olumsuz etkisi olduğunu ve kilo probleminin de bu olumsuzluklardan biri olduğunu ifade ediyor.
Televizyon ve bilgisayar karşısında geçirilen zamanın geç saatlere kadar sarkmasının gece atıştırmalarına neden olduğunu belirten Dyt.Seda Bahtiyar Tatay, gece geç alınan besinlerin vücut tarafından enerji olarak harcanamadığını ve depolanarak kiloya dönüştüğünü söylüyor.
Uykunun vücut için çok önemli olan bir zaman dilimi olduğunu belirten Kadıköy Şifa Sağlık Grubu’ndan Beslenme ve Diyet Uzmanı Seda Bahtiyar Tatay, uyku bozukluğunun hormonlarla arasındaki bağlantıyı şöyle açıklıyor:‘ Leptin ve Ghrelin iştah üzerinde etkili olan iki hormondur. Leptin vücutta enerji fazlası olduğu zaman iştahı keserek yemeyi durdurmamızı sağlar. Ghrelin ise mide tarafından mide boş olduğunda salınarak açlık hissini tetikler. Mide boş olduğu zaman Ghrelin seviyeleri artar ve Leptin düşerek bizim yemek yeme isteğimizi tetikler. Yapılan çalışmalar az uyunduğunda (Günde 5-6 saatten az) Leptin seviyesi sanki 900 kalorilik bir beslenme programındaki gibi düşerek açlığı tetiklediğini göstermiştir’
Uykusuzluğun sinirler üzerinde de negatif etkileri olduğunu söyleyen Dyt.Seda Bahtiyar Tatay, uykusuzluğun sinirleri uyararak rahatlamasını engellediğini, karbonhidrat ve şekerli yiyeceklere eğilimin daha çok arttığını ve kortizol denilen stres hormonunun da uykusuzluk süresince artarak yağlanmaya sebep olduğunu açıklıyor.
Uykusuzluğun birçok nedeni olduğunu ifade eden Kadıköy Şifa Sağlık Grubu’ndan Beslenme ve Diyet Uzmanı Seda Bahtiyar Tatay, özellikle burundaki şekil bozuklukları ile boğaz bölgesindeki yağlanmanın çok miktarda olmasından kaynaklanan uyku apnesinin, genellikle kilo problemi yaşayan kişilerde görüldüğünü ve bu gibi durumlarda mutlaka uzmanlardan yardım istenmesi gerektiğinin altını çiziyor.
Kadıköy Şifa Sağlık Grubu’ndan Beslenme ve Diyet Uzmanı Seda Bahtiyar Tatay, son 40 yılda yapılan araştırmaların, günümüzde uyku süresinin dokuz saatten yedi saate düştüğünü ve insanların daha az uyuyup daha çok kilo aldıklarını gösterdiğini açıklıyor.
Dyt. Seda Bahtiyar Tatay, az uyumanın insan sağlığı üzerinde birçok olumsuz etkisi olduğunu ve kilo probleminin de bu olumsuzluklardan biri olduğunu ifade ediyor.
Televizyon ve bilgisayar karşısında geçirilen zamanın geç saatlere kadar sarkmasının gece atıştırmalarına neden olduğunu belirten Dyt.Seda Bahtiyar Tatay, gece geç alınan besinlerin vücut tarafından enerji olarak harcanamadığını ve depolanarak kiloya dönüştüğünü söylüyor.
Uykunun vücut için çok önemli olan bir zaman dilimi olduğunu belirten Kadıköy Şifa Sağlık Grubu’ndan Beslenme ve Diyet Uzmanı Seda Bahtiyar Tatay, uyku bozukluğunun hormonlarla arasındaki bağlantıyı şöyle açıklıyor:‘ Leptin ve Ghrelin iştah üzerinde etkili olan iki hormondur. Leptin vücutta enerji fazlası olduğu zaman iştahı keserek yemeyi durdurmamızı sağlar. Ghrelin ise mide tarafından mide boş olduğunda salınarak açlık hissini tetikler. Mide boş olduğu zaman Ghrelin seviyeleri artar ve Leptin düşerek bizim yemek yeme isteğimizi tetikler. Yapılan çalışmalar az uyunduğunda (Günde 5-6 saatten az) Leptin seviyesi sanki 900 kalorilik bir beslenme programındaki gibi düşerek açlığı tetiklediğini göstermiştir’
Uykusuzluğun sinirler üzerinde de negatif etkileri olduğunu söyleyen Dyt.Seda Bahtiyar Tatay, uykusuzluğun sinirleri uyararak rahatlamasını engellediğini, karbonhidrat ve şekerli yiyeceklere eğilimin daha çok arttığını ve kortizol denilen stres hormonunun da uykusuzluk süresince artarak yağlanmaya sebep olduğunu açıklıyor.
Uykusuzluğun birçok nedeni olduğunu ifade eden Kadıköy Şifa Sağlık Grubu’ndan Beslenme ve Diyet Uzmanı Seda Bahtiyar Tatay, özellikle burundaki şekil bozuklukları ile boğaz bölgesindeki yağlanmanın çok miktarda olmasından kaynaklanan uyku apnesinin, genellikle kilo problemi yaşayan kişilerde görüldüğünü ve bu gibi durumlarda mutlaka uzmanlardan yardım istenmesi gerektiğinin altını çiziyor.
Bikini mevsiminden önce geri sayım

Deniz mevsimi gelince bikini veya mayo giymek için fit olma telaşı başladı. Mayo giymeden iki gün veya 1 hafta öncesinden sindirim sistemini rahatlatacak, lenf dolaşımını düzene sokacak, vücutta oluşabilecek şişlikleri (su toplamasını ) önleyebilecek bir beslenme programı uygulamak gerekiyor. Diğer taraftan bağırsak hareketlerini düzene sokan, kabızlığı önleyen bir beslenme programı uygulamak da çok önemli.
1. Aşama: Sodyum içeriği yüksek besinlerden ve diyetlerden uzak durmalı. Bunun için ;
Salamura, tuzlanmış çiğ balıklar, turşu, lakerda, somon füme, füme balık çeşitlerinden uzak durunuz.
Yemeklere koyulan tuz miktarına dikkat edin.
Salatayı tuzsuz yiyin. Salata sosunu şu şekilde hazırlaya bilirsiniz; 1 Çorba kaşığı zeytin yağının içine istediğiniz kadar limon, balsamik sirke, 1 çorba kaşığı nar ekşisi, istediğiniz kadar baharat koyarak hazırlayıp tuzun eksikliğini giderebilirsiniz.
Bağırsaklarınızı iyi çalıştırarak karın bölgesindeki şişliği de önlemeniz gerekli. Bu sebeple; Beslenmenizde potasyum değeri yüksek bağırsak çalışmasını sağlayıp kabızlığı önleyecek, bağırsakta gaz oluşumunu önleyen yiyecekler yemeliyiz.
Tercih edeceğiniz yiyeceklerimiz: Yeşil sebzelerden, kabak, patlıcan, ıspanak, fasulye, semiz otu, brokoli Meyvelerden de kivi, armut, kayısı, ananas.
2. Aşama: Plaja inmeden önce tavsiye edeceğim menü, ızgara balık ile birlikte ızgara sebze tabağı yanında, közlenmiş domates ve biber. Izgara sebze olarak kabak, havuç, fasulye, brokoli, patlıcan karışımı sebzeyi öneriyorum. Ayrıca bütün bunlar yapılırken günde 1 fincan yeşil çay, 1 fincan ısırgan otu, 1 fincan ada çayı içilmesinde fayda var.
3. Aşama: Sabah kahvaltısında ise 2 yumurtalı kaşarlı omlet ile birlikte 1 dilim ekmek yenilebilir.Bu menü kaliteli protein içerdiği için önemlidir. Ya da 1 bardak laktozsuz süt (bio-süt) içine; 3 Kaşık yulaf+5 kaşık müsli+ 1 kivi içeren bir kahvaltı hazırlayabilirsiniz.
1. Aşama: Sodyum içeriği yüksek besinlerden ve diyetlerden uzak durmalı. Bunun için ;
Salamura, tuzlanmış çiğ balıklar, turşu, lakerda, somon füme, füme balık çeşitlerinden uzak durunuz.
Yemeklere koyulan tuz miktarına dikkat edin.
Salatayı tuzsuz yiyin. Salata sosunu şu şekilde hazırlaya bilirsiniz; 1 Çorba kaşığı zeytin yağının içine istediğiniz kadar limon, balsamik sirke, 1 çorba kaşığı nar ekşisi, istediğiniz kadar baharat koyarak hazırlayıp tuzun eksikliğini giderebilirsiniz.
Bağırsaklarınızı iyi çalıştırarak karın bölgesindeki şişliği de önlemeniz gerekli. Bu sebeple; Beslenmenizde potasyum değeri yüksek bağırsak çalışmasını sağlayıp kabızlığı önleyecek, bağırsakta gaz oluşumunu önleyen yiyecekler yemeliyiz.
Tercih edeceğiniz yiyeceklerimiz: Yeşil sebzelerden, kabak, patlıcan, ıspanak, fasulye, semiz otu, brokoli Meyvelerden de kivi, armut, kayısı, ananas.
2. Aşama: Plaja inmeden önce tavsiye edeceğim menü, ızgara balık ile birlikte ızgara sebze tabağı yanında, közlenmiş domates ve biber. Izgara sebze olarak kabak, havuç, fasulye, brokoli, patlıcan karışımı sebzeyi öneriyorum. Ayrıca bütün bunlar yapılırken günde 1 fincan yeşil çay, 1 fincan ısırgan otu, 1 fincan ada çayı içilmesinde fayda var.
3. Aşama: Sabah kahvaltısında ise 2 yumurtalı kaşarlı omlet ile birlikte 1 dilim ekmek yenilebilir.Bu menü kaliteli protein içerdiği için önemlidir. Ya da 1 bardak laktozsuz süt (bio-süt) içine; 3 Kaşık yulaf+5 kaşık müsli+ 1 kivi içeren bir kahvaltı hazırlayabilirsiniz.
OKUL YEMEKLERİNİN İÇERİĞİ NASIL OLMALI
Okul yemeği günün ana öğünüdür. Bu nedenle yenen yemeğin iyi planlanması gereklidir. Yeterli ve dengeli bir öğle öğününde;
Birinci yemek; protein yönünden zengin et, balık, tavuk, yumurtalı bir yemek veya kuru baklagil yemeklerinde seçilmeli.
İkinci yemek; Temel enerji kaynağı karbonhidratlı yiyeceklerden seçilmeli ve seçilen karbonhidrat miktarının iyi ayarlanması gerekli. Porsiyon çok büyük olmamalı, fazlası yarar yerine kilo yapacaktır. Bu yiyecekler bulgur, makarna, protein kalitesi artırılmış az yağlı börek, barbunya pilaki olabilir.
Üçüncü yemek; Zengin kalsiyum kaynağı olan yoğurt, ayran, meyve ve salata olmalıdır. Her gün olmamakla birlikte haftada 2-3 defa sütlü tatlılar menüye eklenmelidir.
Benim özellikle gözlemlediğim ve sıklıkla olan menü hataları; Aşırı karbonhidrat içerikli protein oranı çok düşük menülerin sunulması örneğin; Çorba (pirinçli ) + pilav + patates püresi + salata gibi ya da sebze kızartma + pilav + çorba gibi hiç proteinli yiyecek içermeyen aşırı karbonhidratlı çok kalorili menülerin sunulması.
Beslenme ve Diyet Uzmanı BANU KAZANÇValikonağı Caddesi, Başaranlar Apt. Kat.4NişantaşıTel:0212 224 40 17 www.banukazanc.com
Birinci yemek; protein yönünden zengin et, balık, tavuk, yumurtalı bir yemek veya kuru baklagil yemeklerinde seçilmeli.
İkinci yemek; Temel enerji kaynağı karbonhidratlı yiyeceklerden seçilmeli ve seçilen karbonhidrat miktarının iyi ayarlanması gerekli. Porsiyon çok büyük olmamalı, fazlası yarar yerine kilo yapacaktır. Bu yiyecekler bulgur, makarna, protein kalitesi artırılmış az yağlı börek, barbunya pilaki olabilir.
Üçüncü yemek; Zengin kalsiyum kaynağı olan yoğurt, ayran, meyve ve salata olmalıdır. Her gün olmamakla birlikte haftada 2-3 defa sütlü tatlılar menüye eklenmelidir.
Benim özellikle gözlemlediğim ve sıklıkla olan menü hataları; Aşırı karbonhidrat içerikli protein oranı çok düşük menülerin sunulması örneğin; Çorba (pirinçli ) + pilav + patates püresi + salata gibi ya da sebze kızartma + pilav + çorba gibi hiç proteinli yiyecek içermeyen aşırı karbonhidratlı çok kalorili menülerin sunulması.
Beslenme ve Diyet Uzmanı BANU KAZANÇValikonağı Caddesi, Başaranlar Apt. Kat.4NişantaşıTel:0212 224 40 17 www.banukazanc.com
Beslenmenizle ilgili dikkat etmeniz gerekenler
1. Kahvaltı mutlaka yapın; Eğer güne kahvaltı yapmadan başlarsanız baş ağrısı, konsantrasyon eksikliği, yorgunluk, enerji düşüklüğü ile karşı karşıya kalırız ve kiloda alırız.Sabah kahvaltısı için alternatiflerimiz:• Peynir + ekmek+ bal + taze sıkılmış meyve suyu• Bir tost + taze sıkılmış meyve suyu • Haftada 2 gün peynirli omlet + ekmek + taze sıkılmış meyve suyu• Haftada 3 defa 1 bardak süt içine meyveli corn flakes ve meyveli kahvaltı
2. Günde en az 4 öğün yemek yiyin. Ara öğünde bol protein içeren sandviç ile birlikte taze sıkılmış meyve suyu veya meyve yiyebilirsiniz.
3. Günde her öğün 2 bardak su içmeye özen gösterin
4. Günde en az 1 öğün sebze yiyin
6. Günde en az 2 öğün mutlaka protein içeriği yüksek menüler yemeliyiz. Et, tavuk, balık, sosis.
7. Yemekleriniz için yeterli zaman ayırın, yavaş yeme alışkanlığını şimdiden kazanın.
8. Özellikle genç kızlar kulaktan duyma gelişi güzel diyet yapmamalı. Daha sonra şişman olmanıza da sebep olan bu durumdan uzak durun.
9. Düzenli spor yapma alışkanlığı kazanın. Bu alışkanlığı kazanırsanız yaşantınız boyunca sizin iyi bir dostunuz olarak yanınızda olucaktır.
10. Kahve içmemeye özen gösterin ya da günde 2 fincandan fazla içmeyin.
11. Öğün aralarında şekerli yiyecekler tüketmekten uzak durun.
En çok yaptığımız hatalar:
1. Öğünlerin atlanması ve besin alımında dengesizlik günlük alınan vitamin, mineral, protein ve enerjinin vücutta elverişli bir şekilde kullanılabilmesi için besinlerin öğünlerde dengeli bir şekilde dağıtılması gereklidir. Bu da yemeklerin 4 ila 6 öğüne paylaştırılması ile mümkün. Günümüzde okulların tam gün olması bu beslenme şeklini engellemekte.Bu konuda okullara büyük görevler düşüyor.Okulda olunan saatler içerisinde menülerin iyi planlanıp ders saatleri aralarının bu öğünlere uygun şekilde planlanması ve menülerin beslenme uzmanı eşliğinde düzenlenmesi şart.
2. Okul yemeklerinin sevilmemesi; Okul idaresinin beslenme işlerine önem vermesi gerekli. Artık bu konuda okullarımız gün geçtikçe bilinçleniyor. Menüler planlanırken öğrencilerin görüşlerine yer verilmeli. Okul kantinlerinde satılan yiyeceklerin sağlıklı olacak şekilde ayarlanması, örneğin kantinde satılan sandviçlerin besin kalitesi içeriğinin artırılması ekmeğin daha az peynir ve diğer proteinli yiyeceklerin artırılmış bir şekilde hazırlanması önemli.
3. Bir taraf dan ergenler şişmanlama ile karşı karşıya kalırken diğer taraf da şişmanlama korkusuna düşüp aç kalarak, çok düşük kalorili diyetlere yönelmekte sağlığımızı olumsuz yönde etkilemekte. Bu dönemde yapılan aşırı sınırlı diyetler demir eksikliğine, zihinsel performansın azalmasına, kemik yoğunluğunun tam oluşmamasına ve anoreksya, nevroza'ya kadar uzanan bazı yeme bozukluklarına kadar gitmekte.
2. Günde en az 4 öğün yemek yiyin. Ara öğünde bol protein içeren sandviç ile birlikte taze sıkılmış meyve suyu veya meyve yiyebilirsiniz.
3. Günde her öğün 2 bardak su içmeye özen gösterin
4. Günde en az 1 öğün sebze yiyin
6. Günde en az 2 öğün mutlaka protein içeriği yüksek menüler yemeliyiz. Et, tavuk, balık, sosis.
7. Yemekleriniz için yeterli zaman ayırın, yavaş yeme alışkanlığını şimdiden kazanın.
8. Özellikle genç kızlar kulaktan duyma gelişi güzel diyet yapmamalı. Daha sonra şişman olmanıza da sebep olan bu durumdan uzak durun.
9. Düzenli spor yapma alışkanlığı kazanın. Bu alışkanlığı kazanırsanız yaşantınız boyunca sizin iyi bir dostunuz olarak yanınızda olucaktır.
10. Kahve içmemeye özen gösterin ya da günde 2 fincandan fazla içmeyin.
11. Öğün aralarında şekerli yiyecekler tüketmekten uzak durun.
En çok yaptığımız hatalar:
1. Öğünlerin atlanması ve besin alımında dengesizlik günlük alınan vitamin, mineral, protein ve enerjinin vücutta elverişli bir şekilde kullanılabilmesi için besinlerin öğünlerde dengeli bir şekilde dağıtılması gereklidir. Bu da yemeklerin 4 ila 6 öğüne paylaştırılması ile mümkün. Günümüzde okulların tam gün olması bu beslenme şeklini engellemekte.Bu konuda okullara büyük görevler düşüyor.Okulda olunan saatler içerisinde menülerin iyi planlanıp ders saatleri aralarının bu öğünlere uygun şekilde planlanması ve menülerin beslenme uzmanı eşliğinde düzenlenmesi şart.
2. Okul yemeklerinin sevilmemesi; Okul idaresinin beslenme işlerine önem vermesi gerekli. Artık bu konuda okullarımız gün geçtikçe bilinçleniyor. Menüler planlanırken öğrencilerin görüşlerine yer verilmeli. Okul kantinlerinde satılan yiyeceklerin sağlıklı olacak şekilde ayarlanması, örneğin kantinde satılan sandviçlerin besin kalitesi içeriğinin artırılması ekmeğin daha az peynir ve diğer proteinli yiyeceklerin artırılmış bir şekilde hazırlanması önemli.
3. Bir taraf dan ergenler şişmanlama ile karşı karşıya kalırken diğer taraf da şişmanlama korkusuna düşüp aç kalarak, çok düşük kalorili diyetlere yönelmekte sağlığımızı olumsuz yönde etkilemekte. Bu dönemde yapılan aşırı sınırlı diyetler demir eksikliğine, zihinsel performansın azalmasına, kemik yoğunluğunun tam oluşmamasına ve anoreksya, nevroza'ya kadar uzanan bazı yeme bozukluklarına kadar gitmekte.
YAZ AYLARINDA BESLENMEYE DİKKAT
Diyetisyen Meltem Üney, yaz aylarında beslenmeye dikkat edilmesi gerektiğini belirterek, "Vücudun ihtiyaçlarını gerekli ölçüde, dengeli ve kaliteli besinlerle karşılanması sağlanmalıdır" dedi.
Yaz aylarında yeterli ve dengeli beslenmeye daha çok önem verilmesi gerektiğini dile getiren DDM form Beslenme Danışma Merkezi Diyetisyeni Meltem Üney, bebek, çocuk, yaşlı, hamile kadınların ve kronik rahatsızlığı olan kişilerin fazla risk altında olduğunu kaydetti. Yaz aylarında yanlış beslenme alışkanlıklarından kaynaklanabilecek rahatsızlıklara imkan verilmemesine işaret eden Meltem Üney, ihtiyaçtan fazla besin tüketilmemesini, kızartmalardan uzak durarak yerine ızgara ya da haşlama besinlerinintercih edilmesi gerektiğini belirtti.
Tansiyon problemleriyle karşılaşmamak için aşırı tuz tüketiminden kaçılmasının gerektiğini kaydeden Üney, "Kan şekerinde düzensizlik oluşmaması ve vücudun direncini desteklemek için ara öğünlerde meyve tüketimine önem vermeliyiz. Gıda zehirlenmeleri ve ishalden korunmak için açıkta satılan besinleri kesinlikle tüketmemek gerekir. Enerji ihtiyacımızı karşılamak için şekerli yiyecekler yerine meyve tercih edilmelidir" diye konuştu.
Vücudun sıvı ihtiyacını en iyi karşılayan içeceğin su olduğu vurgulayan Üney, özellikle yaz aylarında günde 2-2.5 litre su tüketilmesine ve artan ihtiyaca göre de su miktarının artırılmasına işaret etti.
Yaz aylarında yeterli ve dengeli beslenmeye daha çok önem verilmesi gerektiğini dile getiren DDM form Beslenme Danışma Merkezi Diyetisyeni Meltem Üney, bebek, çocuk, yaşlı, hamile kadınların ve kronik rahatsızlığı olan kişilerin fazla risk altında olduğunu kaydetti. Yaz aylarında yanlış beslenme alışkanlıklarından kaynaklanabilecek rahatsızlıklara imkan verilmemesine işaret eden Meltem Üney, ihtiyaçtan fazla besin tüketilmemesini, kızartmalardan uzak durarak yerine ızgara ya da haşlama besinlerinintercih edilmesi gerektiğini belirtti.
Tansiyon problemleriyle karşılaşmamak için aşırı tuz tüketiminden kaçılmasının gerektiğini kaydeden Üney, "Kan şekerinde düzensizlik oluşmaması ve vücudun direncini desteklemek için ara öğünlerde meyve tüketimine önem vermeliyiz. Gıda zehirlenmeleri ve ishalden korunmak için açıkta satılan besinleri kesinlikle tüketmemek gerekir. Enerji ihtiyacımızı karşılamak için şekerli yiyecekler yerine meyve tercih edilmelidir" diye konuştu.
Vücudun sıvı ihtiyacını en iyi karşılayan içeceğin su olduğu vurgulayan Üney, özellikle yaz aylarında günde 2-2.5 litre su tüketilmesine ve artan ihtiyaca göre de su miktarının artırılmasına işaret etti.
HİSSETMEK
Bu olay 14 ekim 1998 de kıtalar arası bir uçuş esnasında gerçekleşmiş . "Bir kadın, uçakta zenci bir adamın yanında oturuyordu. Durumdan rahatsızlığını belli edercesine, hostesten başka bir yer bulmasını istedi, zira öylesine antipatik birinin yanında oturamazdı. Hostes, tüm uçağın dolu olduğunu fakat birinci sınıfta yer olup olmadığına bakacağını söyledi. Diğer yolcular şaşkınlık ve tiksintiyle olayı izliyorlardı, bu kadının sadece terbiyesizliğine değil, bir de birinci sınıfta yolculuğu devam edeceğine şahit oluyorlardı. Zavallı adamcağız çok kötü bir durumda olmasına rağmen cevap vermemeyi tercih etti. Bu yüksek tansiyondaki durumda kadın, birinci sınıfta ve o adamdan uzak uçabileceğinden tatmin olmuş, hostesin dönmesini bekliyordu. Birkaç dakika sonra geri gelen hostes, kadına: "Çok özür dilerim geciktim.Birinci sınıfta bir yer buldum… Bu yeri bulmak biraz zamanımı aldı, sonra yer değişikliği için pilottan izin almam gerekiyordu. ´Hiç kimse sorun yaratan bir diğerinin yanında oturmak mecburiyetinde tutulamaz´ dedi ve bu izni verdi." Diğer yolcular kulaklarına inanamıyorlardı, bu esnada kadın da bir zafer kazanmış gibi yerinden kalkmaya hazırlandı. Aynı anda hostes, oturmakta olan zenciye dönerek: "Beyefendi, sizi uçağın birinci sınıfındaki yeni yerinize götürmem için beni takip eder misiniz lütfen? Seyahat firmamız adına kaptan pilotumuz sizden böyle nahoş bir olay yaratan kimsenin yanında oturmak mecburiyetinde bırakıldığınız için çok özür diliyor." Tüm yolcular hep birlikte, bu olayı iyi bir biçimde sonuçlandıran uçak personelini alkışlayarak tebrik ettiler. O yıl, kaptan pilot ve hostes uçaktaki davranışlarından dolayı ödüllendirildiler. Aşağıdaki mesaj, tüm ofislere personelin görebileceği bir biçimde iletildi: "İnsanlar onlara ne söylediğinizi unutabilirler. İnsanlar onlara ne yaptığınızı da unutabilirler. Ama insanlar, onlara kendilerini nasıl hissettirdiğinizi asla unutmazlar..
ÇOK İLGİNÇ BİR ÖYKÜ
Günlerden bir gün, köylerden birinde, adamın birinin eşeği, kuyunun birine düşmüş. Niye düşer, nasıl düşer sormayın. Eşek bu. Düşmüş işte. Belki kör bir kuyuydu, ağzı tahtayla kapatılmıştı belki, üzerine de toprak dökülmüştü. Zamanla tahta çürüdü, zayıfladı, toprakta biten otları yemek isteyen eşeğin ağırlığını çekemedi ve güm. Hayvancık saatlerce acı içinde kıvrandı, bağırdı kendi dilinde. Ayıptır söylemesi, anırdı yani. Sesini duyan sahibi gelip baktı ki vaziyet kötü. Zavallı eşeği kuyunun dibinde melul mahzun bakınıyor. Üstelik yaralanmış. Karşılaştığı bu durumda kendini eşeği kadar zavallı hisseden adamcağız köylüleri yardıma çağırdı. Ne yapsak, ne etsek, nasıl çıkarsak soruları havada kaldı. Sonunda karar verildi ki kurtarmak için çalışmaya değmez. Tek çare, kuyuyu toprakla örtmek. Ellerine aldıkları küreklerle etraftan kuyunun içine toprak attılar. Zavallı hayvan, üzerine gelen toprakları, her seferinde silkinerek dibe döktü. Ayaklarının altına aldığı toprak sayesinde her an biraz daha yükseldi . Ve sonunda yukarıya kadar çıkmış oldu. Köylüler ağzı açık bakakaldı. Hayat, bazen bizim de üzerimize abanır. Ne bazeni, çoğu zaman. Toz toprakla örtmeye çalışanlar çok olur. Bunlarla başetmenin tek yolu, yakınıp sızlanmak değil, düşünüp silkinmek ve kurtulmak, aydınlığa adım atmaktır. Kör kuyuda olsak bile... Sevgiyle....
HER ANIN GÜZELLİĞİNİ YAŞAYANLAR İÇİN
Farz edin ki her sabah hesabınıza 86400 amerikan doları kredi veren bir bankanız var,ama bir günden diğerine hiç bakiye devretmiyor.Tutarı ne olursa olsun,kullanmadığınız bakiye miktarı her akşam iptal ediliyor.Böyle bir durumda ne yapardınız?Tabiki son kuruşuna kadar çekerdiniz!!!Aslında,hepimizin böyle bir bankası var.Adı ZAMAN.... Her sabah ise,iyi şeylere yatırım yapmadığınız kısmını silip,hesabınıza zarar kaydediyor.Hiç devretmiyor.Kredi miktarından bir kuruş fazla kullandırmıyor.Her gün size yeni bir hesap açıyor.Her akşam günün bakiyesini yakıyor.Eğer günlük depozitolarınızı kullanmadıysanız,bu zarar sizindir.Geriye dönüş yok.Yarından avans çekmek yok.Bugünü,bugünkü depozitonuzla yaşamalısınız.Ona yatırım yapın ki,size sağlık,mutluluk vebaşarı olarak geri dönsün.Zaman akıp gidiyor,günüzü gün etmeye bakın! Şunu unutmayın ki zaman hiç kimseyi beklemez.........
TÖRE KISKACINDA KAYBOLAN KADINLAR

TÖRE KISKACINDA KAYBOLAN KADINLAR 1) Tarih 16 haziran 2006 17 yaşındaki bir kız zorla evlendirildiği adamdan şiddetli dayak yüzünden ayrılmak istedi evini terkedip baba evine geldi baba kızına sahip çıktı ama erkek tarafı bizde kız boşanamaz boşarsa erkek boşar gerekçesiyle kız tarafına baskıya başladı.Kız artık dayanamadı evleri 7.ci kattaydı odasından çıktı son bir kez annesine ve küçük kardeşine baktı cesur adımlarla balkona ilerledi kapıyı açtı gökyüzüne baktı derin bir nefes aldı kaşlarını dikti ürkmüyordu demir parmaklıklara çıktı belki kelime şehadet getirip belki kendini bile unutup bu zilletten kurtulmak adına hayatını unutup kendini yavaşça boşluğa bıraktı. Sonuç aile perişan Erkek tarafı cenazeye bile gelmedi.. Yasal tahkikat suç unsuru bulunmadığı gerekçesiyle yapılmadı.
2) Tarih19.10.2003 14 yaşında daha bir çocuk iken ailesi tarafından itin kopuğun biriyle zorla evlenmeye zorlandı.Umutluydu ama sevgiyi bulabilirdi belkide Adam sabıkalı biriydi ama herkesin sabıkası olabilirdi bu çok normaldi gülerek gitti erkek evine İmam nikahı ile evlendirildi.İlk günler iyiydi Bir süre sonra hamile kaldı.Sonraları film başladı. Adamın çok ağır ve aşşağılayıcı şiddetine maruz kalıyordu, dayak, işkence hepsi vardı. Dayanamayınca kaçıp ailesinin yanına geldi çünkü tek kurtuluşu buydu çünkü onlar onun ailesiydi.Ama ne yazık ki Aile için kocadan ayrılmak orospu olmakla eşdeğer. Kocası da zaten artık istemiyor. Bir yıl önce de kız kardeşini sadece telefonla bir erkekle konuştuğu için bir hafta odaya aç susuz hapsedip inanılmaz baskı yaparak böcek ilacı içmeye zorladılar. Kız sonunda ağabeyinin verdiği böcek ilacını içmek zorunda kaldı ve öldü.Böcek ilacını içince intihar oluyordu dimi?Siz öyle sanın!!!Çok geçmeden aynı akıbeti ablası da gördü.Oda intihar etmişti dimi?
3) Bir üniversiteli genç: “Kız kardeşim biri tarafından kirletildi! Şimdi ailem bu işin çözümü için beni kardeşimi öldürmeye mahkum edecek. Ben böyle bir şey yapmak istemiyorum. Bunun için kardeşime bu kötülüğü yapanın ismini ve yerini güvenlik güçlerine bildirdim. Onlar bu işi adalete intikal ettirirlerse ben de rahatlamış olurum. Aksi taktirde benim kardeşimi öldürmem gerekecek.” İşte kilometrelerce, kültürlerce öteden yetişen töre kıskacı, bu üniversiteli genci cinayet işlemeye zorluyor. O da bireysel olarak gelişmekte olan aklı ile bu duruma bir çözüm yolu bulmaya ve törelerin etki alanından kurtulmaya çalışıyor.
Yukarıda görmüş olduğunuz 3 örnek toplumumuzda görülen töre hadiselerinin doğurduğu sonuçlara verilmiş küçücük bir kısmı kapsar.Bu örneklerden binlercesini alıp tiyatral bir dille anlatabilirim çünkü malzeme bitmeyecek.Kadın hayatına bu kadar acımasızca bakan kadınları cinsel araç ve köle gibi gören sonrada bunun adına töre örf gelenek-görenek kültürümüz diyen bu toprakların kör zihniyetli insanları silahla,boğarak yada döverek öldürdükleri kızlarını kardeşlerini çocuklarını üzerlerinde kurduğu müthiş psikolojik baskı ile onları intihara sürükleyip görülmemiş fiziki ve psikolojik işkencelerle kendi kendilerine bile öldürtebiliyor.Kararan kadın hayatlarının yanında aile meclisinin kararıyla seçilen tetikçi yukarıdaki son örnekteki gibi o üniversiteli sıradışı genç gibi sağduyulu olmadığı da aşikar..gerekirse gidiyor vuruyor yada asıyor.Sonra gidip paşa paşa yatarım da diyebiliyorBunun adı töre,kültür,namus….Oldu görürsen söyle…
Efendiler git gide körelen örümcekleşmiş zihniyetten…Evladını bacısını karısını yeğenini kurşunlayıp sonra cenazesinde en ön safta duran bu kör zihniyetin ne kadar farkındayız?Kadınlar gözlerimizin önünde her gün gece ölmüyor öldürülüyor ne kadar umrumuzda?
2) Tarih19.10.2003 14 yaşında daha bir çocuk iken ailesi tarafından itin kopuğun biriyle zorla evlenmeye zorlandı.Umutluydu ama sevgiyi bulabilirdi belkide Adam sabıkalı biriydi ama herkesin sabıkası olabilirdi bu çok normaldi gülerek gitti erkek evine İmam nikahı ile evlendirildi.İlk günler iyiydi Bir süre sonra hamile kaldı.Sonraları film başladı. Adamın çok ağır ve aşşağılayıcı şiddetine maruz kalıyordu, dayak, işkence hepsi vardı. Dayanamayınca kaçıp ailesinin yanına geldi çünkü tek kurtuluşu buydu çünkü onlar onun ailesiydi.Ama ne yazık ki Aile için kocadan ayrılmak orospu olmakla eşdeğer. Kocası da zaten artık istemiyor. Bir yıl önce de kız kardeşini sadece telefonla bir erkekle konuştuğu için bir hafta odaya aç susuz hapsedip inanılmaz baskı yaparak böcek ilacı içmeye zorladılar. Kız sonunda ağabeyinin verdiği böcek ilacını içmek zorunda kaldı ve öldü.Böcek ilacını içince intihar oluyordu dimi?Siz öyle sanın!!!Çok geçmeden aynı akıbeti ablası da gördü.Oda intihar etmişti dimi?
3) Bir üniversiteli genç: “Kız kardeşim biri tarafından kirletildi! Şimdi ailem bu işin çözümü için beni kardeşimi öldürmeye mahkum edecek. Ben böyle bir şey yapmak istemiyorum. Bunun için kardeşime bu kötülüğü yapanın ismini ve yerini güvenlik güçlerine bildirdim. Onlar bu işi adalete intikal ettirirlerse ben de rahatlamış olurum. Aksi taktirde benim kardeşimi öldürmem gerekecek.” İşte kilometrelerce, kültürlerce öteden yetişen töre kıskacı, bu üniversiteli genci cinayet işlemeye zorluyor. O da bireysel olarak gelişmekte olan aklı ile bu duruma bir çözüm yolu bulmaya ve törelerin etki alanından kurtulmaya çalışıyor.
Yukarıda görmüş olduğunuz 3 örnek toplumumuzda görülen töre hadiselerinin doğurduğu sonuçlara verilmiş küçücük bir kısmı kapsar.Bu örneklerden binlercesini alıp tiyatral bir dille anlatabilirim çünkü malzeme bitmeyecek.Kadın hayatına bu kadar acımasızca bakan kadınları cinsel araç ve köle gibi gören sonrada bunun adına töre örf gelenek-görenek kültürümüz diyen bu toprakların kör zihniyetli insanları silahla,boğarak yada döverek öldürdükleri kızlarını kardeşlerini çocuklarını üzerlerinde kurduğu müthiş psikolojik baskı ile onları intihara sürükleyip görülmemiş fiziki ve psikolojik işkencelerle kendi kendilerine bile öldürtebiliyor.Kararan kadın hayatlarının yanında aile meclisinin kararıyla seçilen tetikçi yukarıdaki son örnekteki gibi o üniversiteli sıradışı genç gibi sağduyulu olmadığı da aşikar..gerekirse gidiyor vuruyor yada asıyor.Sonra gidip paşa paşa yatarım da diyebiliyorBunun adı töre,kültür,namus….Oldu görürsen söyle…
Efendiler git gide körelen örümcekleşmiş zihniyetten…Evladını bacısını karısını yeğenini kurşunlayıp sonra cenazesinde en ön safta duran bu kör zihniyetin ne kadar farkındayız?Kadınlar gözlerimizin önünde her gün gece ölmüyor öldürülüyor ne kadar umrumuzda?
DÜNYAYI VERELİM ÇOCUKLARA

Dünyayı verelim çocuklara hiç değilse bir günlüğüne Allı pullu bir balon gibi verelim oynasınlar Oynasınlar türküler söyleyerek yıldızların arasında Dünyayı çocuklara verelim Kocaman bir elma gibi verelim sıcacık bir ekmek somunu gibi Hiç değilse bir günlüğüne doysunlar Bir günlük de olsa öğrensin dünya arkadaşlığı Çocuklar dünyayı alacak elimizden Ölümsüz ağaçlar dikecekler Nazım Hikmet RAN
NELER GÖRÜYORUZ ŞU HAYATTA!
Farklı çocuklar, farklı yaşamlar,farklı aileler, farklı kültürler ve sonuçta da farklı GELECEKLER!
Peki, ne istiyoruz onlardan?
-Çalışkan olmalılar, ahlaklı olmalılar, söylenilenleri yapmalılar, başkalarıyla iyi geçinmeliler kısaca söylemek gerekirse başarılı ve iyi olmalılar.
Peki, ne veriyoruz onlara?
-Ne biliyorsak, ne yapıyorsak ve nasıl davranıyorsak kısacası ne üretiyorsak onları veriyoruz.
Peki, onlar, sizlerden ne istiyor?
-Ne istesinler ki! Yiyeceğini, içeceğini, giyeceğini vb. gibi her türlü ihtiyaçlarını gideriyoruz.
Peki, EMİN MİSİNİZ?
NELER GÖRÜYORUZ ŞU HAYATTA!
Farklı çocuklar, farklı yaşamlar,farklı aileler, farklı kültürler ve sonuçta da farklı GELECEKLER!
Peki, ne istiyoruz onlardan?
-Çalışkan olmalılar, ahlaklı olmalılar, söylenilenleri yapmalılar, başkalarıyla iyi geçinmeliler kısaca söylemek gerekirse başarılı ve iyi olmalılar.
Peki, ne veriyoruz onlara?
-Ne biliyorsak, ne yapıyorsak ve nasıl davranıyorsak kısacası ne üretiyorsak onları veriyoruz.
Peki, onlar, sizlerden ne istiyor?
-Ne istesinler ki! Yiyeceğini, içeceğini, giyeceğini vb. gibi her türlü ihtiyaçlarını gideriyoruz.
Peki, EMİN MİSİNİZ?
BAYLAR(?) BU SİZE!!!BAYANI AĞLATIRKEN DİKKAT EDİN...

....Bir kadın çocuktur aslında...Çocuk gibi davranmayı sever.Erkeğin kendisine bir çocuğa gösterdiği şefkati göstermesini ister.
Bir çocuğu okşar gibi incitmekten korkarak sevmeli erkek kadını...Ama hiç bir kadın çocuk muamelesi görmek istemez,söylediği şeyler çocukçada olsa,dinlenilmesini,dikkate alınmasını ister. Yani bir kadının çocukluk yapmasına izin vereceksiniz;ama asla onu bir çocuk olarak görmeyeceksiniz...
Bir kadın güçlüdür aslında...Hatta erkeklerden çok daha güçlüdür...Ama bu gücünü her zaman ortaya koymasını sevmez.İster ki,erkeğin gücü kendisine huzur versin.Kendi kendine yapabileceği şeyleri bile erkeğin yapmasını bekler.Böylece hem daha kadın olduğunu hissedecektir hem de erkeğinin ne kadar güçlü olduğunu görecektir.Ancak kadın gücünü göstermek istediğinde onu engelleyemezsiniz.Yapmak istediği birşey varsa mutlaka yapar...
Bir kadın sevgidir aslında...İçinde her zaman sevgiyi taşır.Sevdiklerinden kolay ayrılamaz.Sevdiklerini kolay kolay kıramaz.Zor sever;ama,tam sever.Bir kadının tam sevebilmesi için yüreğinin kabul ettiğini beyninin de kabul etmesi gerekir.Ve sevmezse de onu asla sevmeye zorlayamazsınız.Belki kolayca yüreğine girebilirsiniz.Ancak beyninde yer........ Her an terkedilebilirsiniz.Sevmediği halde terk etmeyen kadınlarda var elbette.Bunun tek nedeni ise engelleyemedikleri "acımak" duygusudur.
Bir kadın yalnızdır aslında...Hiç bir zaman kadını bütünüyle elde edemezsiniz.Kendisine ait bir dünyası vardır ve orada hep yalnızdır.O dünyaya kimsenin girmesine izin vermez.Hiçbir anahtar o dünyanın kapısını açamaz.Yanlızlık onun sığınağıdır.O sığınağa ne zaman gireceğine,ne kadar kalacağına hep kendisi karar verir.Sığınaktayken oradan çıkmaya zorlarsanız,onu sonsuza dek kaybedebilirsiniz.
Bir kadın çılgındır aslında...Neler yapabileceğini erkek aklı hayal bile edemez.Üreticiliğinin sınırı yoktur.Ama bunu ortaya çıkartmak için hayatının erkeğini bekler.Hoyratça harcamaz üreticiliğini.Sadece erkeğine saklar.Bir kadının gerçek erkeği olmayı başarabilmişseniz çok şanslısınız demektir.Çünkü, hayatın içinde olan herşey ancak kadınlar olduğunda anlam kazanıyor.Yemek yemek ,su içmek bile...Bir kadının elinden içtiğiniz suyla kendi kendinize bardağı doldurup içtiğiniz su arasındaki "lezzet "farkını anlayabiliyormusunuz?Anlıyorsanız ne mutlu size!Anlamıyorsanız,ne yazık ki yaşamıyorsunuz!
............Bir kadını ağlatırken çok dikkat edin...!!! .......Çünkü,ALLAH gözyaşlarını sayar...!!!
Kadın;erkeğin kaburgasından yaratıldı,ayaklarından yaratılmadı...!!! Öyle olsaydı ezilirdi...!!! Üstün olsun diye başından da yaratılmadı...!!!
AMA GÖĞSÜNDEN YARATILDI........
Eşit olsun diye...... Kolun biraz altında...Korunsun diye...!!! KALP HİZASINDA.....SEVİLSİN DİYE......
Bir çocuğu okşar gibi incitmekten korkarak sevmeli erkek kadını...Ama hiç bir kadın çocuk muamelesi görmek istemez,söylediği şeyler çocukçada olsa,dinlenilmesini,dikkate alınmasını ister. Yani bir kadının çocukluk yapmasına izin vereceksiniz;ama asla onu bir çocuk olarak görmeyeceksiniz...
Bir kadın güçlüdür aslında...Hatta erkeklerden çok daha güçlüdür...Ama bu gücünü her zaman ortaya koymasını sevmez.İster ki,erkeğin gücü kendisine huzur versin.Kendi kendine yapabileceği şeyleri bile erkeğin yapmasını bekler.Böylece hem daha kadın olduğunu hissedecektir hem de erkeğinin ne kadar güçlü olduğunu görecektir.Ancak kadın gücünü göstermek istediğinde onu engelleyemezsiniz.Yapmak istediği birşey varsa mutlaka yapar...
Bir kadın sevgidir aslında...İçinde her zaman sevgiyi taşır.Sevdiklerinden kolay ayrılamaz.Sevdiklerini kolay kolay kıramaz.Zor sever;ama,tam sever.Bir kadının tam sevebilmesi için yüreğinin kabul ettiğini beyninin de kabul etmesi gerekir.Ve sevmezse de onu asla sevmeye zorlayamazsınız.Belki kolayca yüreğine girebilirsiniz.Ancak beyninde yer........ Her an terkedilebilirsiniz.Sevmediği halde terk etmeyen kadınlarda var elbette.Bunun tek nedeni ise engelleyemedikleri "acımak" duygusudur.
Bir kadın yalnızdır aslında...Hiç bir zaman kadını bütünüyle elde edemezsiniz.Kendisine ait bir dünyası vardır ve orada hep yalnızdır.O dünyaya kimsenin girmesine izin vermez.Hiçbir anahtar o dünyanın kapısını açamaz.Yanlızlık onun sığınağıdır.O sığınağa ne zaman gireceğine,ne kadar kalacağına hep kendisi karar verir.Sığınaktayken oradan çıkmaya zorlarsanız,onu sonsuza dek kaybedebilirsiniz.
Bir kadın çılgındır aslında...Neler yapabileceğini erkek aklı hayal bile edemez.Üreticiliğinin sınırı yoktur.Ama bunu ortaya çıkartmak için hayatının erkeğini bekler.Hoyratça harcamaz üreticiliğini.Sadece erkeğine saklar.Bir kadının gerçek erkeği olmayı başarabilmişseniz çok şanslısınız demektir.Çünkü, hayatın içinde olan herşey ancak kadınlar olduğunda anlam kazanıyor.Yemek yemek ,su içmek bile...Bir kadının elinden içtiğiniz suyla kendi kendinize bardağı doldurup içtiğiniz su arasındaki "lezzet "farkını anlayabiliyormusunuz?Anlıyorsanız ne mutlu size!Anlamıyorsanız,ne yazık ki yaşamıyorsunuz!
............Bir kadını ağlatırken çok dikkat edin...!!! .......Çünkü,ALLAH gözyaşlarını sayar...!!!
Kadın;erkeğin kaburgasından yaratıldı,ayaklarından yaratılmadı...!!! Öyle olsaydı ezilirdi...!!! Üstün olsun diye başından da yaratılmadı...!!!
AMA GÖĞSÜNDEN YARATILDI........
Eşit olsun diye...... Kolun biraz altında...Korunsun diye...!!! KALP HİZASINDA.....SEVİLSİN DİYE......
DİYET HATALARINA YAKALANMAYIN
Diyet hatalarına yakalanmayın! Kilo vermek istedikçe, kilolara kilo katıyoruz. Yine de diyet yapmaktan vazgeçmiyoruz. Oysa zayıflamanın tek yolu ...
Yanlış: Kilo vermek için kalori bombalarından vazgeçmeli. Hayatımızda pizza ya da çikolata olmaksızın kilo vermek mümkün değil. Tüm ciddi araştırmalar yemek yemek insana keyif vermediği sürece insanların kilo veremediğini ortaya koyuyor. Dikkat edilmesi gereken öğün tabaklarının az yağlı, vitamin, protein ve mineral içerikli olması.
Yanlış: En iyisi mümkün olduğunca az yemek. Vücudun ihtiyacı olan enerjiyi karşılayacağından daha az yersek, metabolizma yavaşlıyor. Vücut normal beslenme konumuna geçtiği andan itibaren daha hızlı kilo almaya başlıyoruz. Çünkü vücudumuz az enerjiyle yaşamayı öğrenmiştir ve gelecek açlık tehlikesi karşısında hemen önlemini alır.
Yanlış: Düşük kalorili yiyecekler kilo vermede yardımcıdır. 90’ların başında, global şişmanlığın suçlusunun şeker olduğu ilan edildiğinden bu yana besin üreticileri düşük kalorili yiyeceklerin zayıf kalmak için yeterli olduğu konusunda konuşup duruyorlar. Ancak sorun; yağsız birçok besin maddesinin hiç tadının olmamasından dolayı aynı zamanda şişmanlatan şekeri yiyeceklerimize lezzet katıcı olarak ilave ediyoruz. Bu durumda, yağsız yiyecekler bir süre sonra birer kalori bombasına dönüşüyor.
Yanlış: Vejetaryenler zayıf insanlardır. Çizgiyi aştığımız sürece yediğimiz her besin maddesinden kilo alırız. Vejetaryenler de hayatlarını zayıf insanlar olarak geçirmezler. Etsiz öğünler de, omlet, peynir, hamur, kuruyemiş gibi gerçekten kilo yapan besinlerden oluşabilir.
Yanlış: Zeytinyağı yerine margarin kullanmak şişmanlatıyor. 100 gram margarinde 750 kalori, aynı miktarda zeytinyağında 900 kalori bulunuyor. Zeytinyağı için söylenen sadece daha sağlıklı olduğudur.
Yanlış Kilo vermenin en kolay yöntemi bir öğünü atlamaktır. Eğer öğle yemeğinden vazgeçerseniz akşamüstü çekici bir çikolata parçasının ağına düşmekten kendinizi alamazsınız. Her insan günlük aktivitelerini sürdürebilmek için bir enerjiye gereksinim duyar. Eğer bu enerjiden mahrum kalırsa vücut kısa ya da uzun vadede gerekli enerjiyi bulmak için açlık krizlerine girer.
Yanlış: Vücut geceleri gündüzden daha az kalori yakar. Bu yüzden akşamları yememek gerekir. Vücut fazla kalorileri sabah sekizde nasıl depoluyorsa akşam sekizde de aynı şekilde depolar. Kilo vermek isteyenler için öğün atlamak psikolojik bir baskı bile yaratabilir.
Yanlış: Sigara zayıflatır. Birçok kişinin sigarayı bıraktıktan sonra kilo aldığı doğrudur. Bu, dudak alışkanlığı dolayısıyla sürekli ağızlarında bir şeyler bulundurmak istemelerinden kaynaklanmaktadır. Oysa sigara içenlerin tümü zayıf değildir.
Yanlış: Kilo vermek için kalori bombalarından vazgeçmeli. Hayatımızda pizza ya da çikolata olmaksızın kilo vermek mümkün değil. Tüm ciddi araştırmalar yemek yemek insana keyif vermediği sürece insanların kilo veremediğini ortaya koyuyor. Dikkat edilmesi gereken öğün tabaklarının az yağlı, vitamin, protein ve mineral içerikli olması.
Yanlış: En iyisi mümkün olduğunca az yemek. Vücudun ihtiyacı olan enerjiyi karşılayacağından daha az yersek, metabolizma yavaşlıyor. Vücut normal beslenme konumuna geçtiği andan itibaren daha hızlı kilo almaya başlıyoruz. Çünkü vücudumuz az enerjiyle yaşamayı öğrenmiştir ve gelecek açlık tehlikesi karşısında hemen önlemini alır.
Yanlış: Düşük kalorili yiyecekler kilo vermede yardımcıdır. 90’ların başında, global şişmanlığın suçlusunun şeker olduğu ilan edildiğinden bu yana besin üreticileri düşük kalorili yiyeceklerin zayıf kalmak için yeterli olduğu konusunda konuşup duruyorlar. Ancak sorun; yağsız birçok besin maddesinin hiç tadının olmamasından dolayı aynı zamanda şişmanlatan şekeri yiyeceklerimize lezzet katıcı olarak ilave ediyoruz. Bu durumda, yağsız yiyecekler bir süre sonra birer kalori bombasına dönüşüyor.
Yanlış: Vejetaryenler zayıf insanlardır. Çizgiyi aştığımız sürece yediğimiz her besin maddesinden kilo alırız. Vejetaryenler de hayatlarını zayıf insanlar olarak geçirmezler. Etsiz öğünler de, omlet, peynir, hamur, kuruyemiş gibi gerçekten kilo yapan besinlerden oluşabilir.
Yanlış: Zeytinyağı yerine margarin kullanmak şişmanlatıyor. 100 gram margarinde 750 kalori, aynı miktarda zeytinyağında 900 kalori bulunuyor. Zeytinyağı için söylenen sadece daha sağlıklı olduğudur.
Yanlış Kilo vermenin en kolay yöntemi bir öğünü atlamaktır. Eğer öğle yemeğinden vazgeçerseniz akşamüstü çekici bir çikolata parçasının ağına düşmekten kendinizi alamazsınız. Her insan günlük aktivitelerini sürdürebilmek için bir enerjiye gereksinim duyar. Eğer bu enerjiden mahrum kalırsa vücut kısa ya da uzun vadede gerekli enerjiyi bulmak için açlık krizlerine girer.
Yanlış: Vücut geceleri gündüzden daha az kalori yakar. Bu yüzden akşamları yememek gerekir. Vücut fazla kalorileri sabah sekizde nasıl depoluyorsa akşam sekizde de aynı şekilde depolar. Kilo vermek isteyenler için öğün atlamak psikolojik bir baskı bile yaratabilir.
Yanlış: Sigara zayıflatır. Birçok kişinin sigarayı bıraktıktan sonra kilo aldığı doğrudur. Bu, dudak alışkanlığı dolayısıyla sürekli ağızlarında bir şeyler bulundurmak istemelerinden kaynaklanmaktadır. Oysa sigara içenlerin tümü zayıf değildir.
Evli Erkeğin Evrimi
6. hafta: Seni seviyorum 6. ay: Tabii ki seni seviyorum 6. yıl: Seni sevmesem çoktan çeker giderdim
6. hafta: Aşkım, Ben geldim 6. ay: Selam 6. yıl: Annen ne yemek yapmış ¿
6. hafta: Zahmet etme, Ben açarım 6. ay: Ben açayım mı kapıyı ¿ 6. yıl: Yahu şu kapıya baksana !
6. hafta: Sevgilim, Ayşe telefonda 6. ay: Seni arıyolar 6. yıl: Telefoooon !
6. hafta: Zor bir çocukluk geçirmişsin 6. ay: Senin anan da cins ha 6. yıl: Ulan tam da anana çekmişsin
6. hafta: Bu yaz seni Venedik'e götürecem 6. ay: Tatilde Ankara ya gitsek ne olur ¿ 6. yıl: Niye, Evin suyu mu çıktı ¿
6. hafta: Umarım bu yüzüğü beğenirsin 6. ay: Resim çerçevesi aldım, Her zaman lazım 6. yıl: Şu parayla kendine bir şey al
6. hafta: Hangi filmi görmek istersin ¿ 6. ay: Evita'ya gidelim mi ¿ 6. yıl: Evita'yı gör, Ben çok beğendim
6. hafta: Üzülme sevgilim, Leke yapmaz 6. ay: Dikkat etsene yahu ! 6. yıl: Amma da sakarsın be kadın !
6. hafta: Ben pek bu fikirde değilim 6. ay: Bu konuda yanlış düşünüyorsun 6. yıl: Saçma sapan konusma, Alla alla
6. hafta: Yaptığın yemeklere de bayılıyorum 6. ay: Bu akşam ne yiyoruz ¿ 6. yıl: Gene mi makarna !
6. hafta: Bir şey içer misin ¿ 6. ay: Bir meyve suyu içerim 6. yıl: Gene buz koymayı unutmuşsun
6. hafta: Bu elbise sana çok yakışmış 6. ay: Bir elbise daha mı aldın ¿ 6. yıl: Kaç para verdin buna ¿
6. hafta: Özür dilenecek bişey yapmadın ki 6. ay: Biraz dikkat etsene be kızım 6. yıl: Hay senin eline...
6. hafta: Aşkım, Ben geldim 6. ay: Selam 6. yıl: Annen ne yemek yapmış ¿
6. hafta: Zahmet etme, Ben açarım 6. ay: Ben açayım mı kapıyı ¿ 6. yıl: Yahu şu kapıya baksana !
6. hafta: Sevgilim, Ayşe telefonda 6. ay: Seni arıyolar 6. yıl: Telefoooon !
6. hafta: Zor bir çocukluk geçirmişsin 6. ay: Senin anan da cins ha 6. yıl: Ulan tam da anana çekmişsin
6. hafta: Bu yaz seni Venedik'e götürecem 6. ay: Tatilde Ankara ya gitsek ne olur ¿ 6. yıl: Niye, Evin suyu mu çıktı ¿
6. hafta: Umarım bu yüzüğü beğenirsin 6. ay: Resim çerçevesi aldım, Her zaman lazım 6. yıl: Şu parayla kendine bir şey al
6. hafta: Hangi filmi görmek istersin ¿ 6. ay: Evita'ya gidelim mi ¿ 6. yıl: Evita'yı gör, Ben çok beğendim
6. hafta: Üzülme sevgilim, Leke yapmaz 6. ay: Dikkat etsene yahu ! 6. yıl: Amma da sakarsın be kadın !
6. hafta: Ben pek bu fikirde değilim 6. ay: Bu konuda yanlış düşünüyorsun 6. yıl: Saçma sapan konusma, Alla alla
6. hafta: Yaptığın yemeklere de bayılıyorum 6. ay: Bu akşam ne yiyoruz ¿ 6. yıl: Gene mi makarna !
6. hafta: Bir şey içer misin ¿ 6. ay: Bir meyve suyu içerim 6. yıl: Gene buz koymayı unutmuşsun
6. hafta: Bu elbise sana çok yakışmış 6. ay: Bir elbise daha mı aldın ¿ 6. yıl: Kaç para verdin buna ¿
6. hafta: Özür dilenecek bişey yapmadın ki 6. ay: Biraz dikkat etsene be kızım 6. yıl: Hay senin eline...
ATEŞ,SU VE AHLAK
ATEŞ , SU VE AHLAK Ateş , su ve ahlak çok iyi arkadaş olmuşlar. Yidikleri , içtikleri birmiş. Birgün düşünmüşler biz birbirmizi kaybettiğimiz zaman nasıl bulabiliriz diye birbirlerine sormuşlar. Ateş kardeş sen kaybolduğun zaman seni nasıl bulabiliriz. ATEŞ: Nerede bir duman görürseniz ben ordayım demiş. Su kardeş sen kaybolduğun zaman seni nasıl bulabiliriz. SU: Nerede bir şırıltı duyarsanız ben ordayımdır. demiş. Ahlaka sormuşlar ahlak kardeş sen kaybolduğun zaman seni nasıl bulabiliriz? AHLAK: Beni kaybederseniz asla bulamazsınız
ATATÜRK'ÜN ŞIH'A DERSİ
ATATÜRK'ün Şıh'a dersi Ata, yanındaki valinin kulağına eğilip sorar; Kimdir bu? Vali yanıt verir; Efendim kendisi ŞIH'tir. Yörede çok hatırlısı vardır. Atatürk Şıh'ı yanına çağırır ve; "Bak baba, imanın ölçüsü sakalın boyunda değildir. Şunu rica etsem de en azından Peygamber efendimizinki gibi kısaltsan"der ve eliyle de boyun altı hizasını gösterir. Şıh; "Emrin olur Paşam" diyerek yerine çekilir. Aradan zaman geçer, bir akşam Atatürk Amasya'daki Şıh'ı hatırlar ve Valiyi telefonla arayıp durumu sorar.Vali nasıl söyleyeceğini bilememekle birlikte, Şıh'ın sakal boyunda en küçük bir kısalma bile olmadığını aksine kimselere el sürdürmediğini anlatır.
Atatürk telefonu kapatır,kağıdı kalemi eline alır ve az sonra nazırını çağırıp, yazdığı yazıyı Amasya Valiliği'ne tebliğ etmesini ister. Ertesi gün Amasya'dan bir haber gelir ki Şıh Efendi Ata'yı görmek üzere Ankara'ya yola çıkmış... Şıh gelir Ata'nın karşısına çıkar. Sakal tamamen kesilmiş, sinekkaydı bir tıraş olunmuş, saçlar kısaltılmış, kılık kıyafet baştan sona değiştirilmiş, bambaşka görünüme bürünülmüştür. Atatürk'ün mesai arkadaşları bu değişimi anlayamaz ve Ata'ya sorarlar; "Aman Paşam, o Şıh ki sakalına el dahi sürdürmezdi, siz ne ettiniz de kökünden kesmesini sağladınız? " Ata gülümser, sonra da yanındakilere dönüp; "Dün akşam Amasya Valiliği'ne bir yazı gönderdim ve Şıh'ı Afyon'a vali atadığımı bildirdim" der. Ardından da yeni bir yazı hazırlayıp nazırına bu yazıyı da Şıh'a vermesini söyler. Yazıda söyle yazmaktadır; "İnancın ölçüsünün sakalda olmadığını anladığına sevindim. Valilik meselene gelince, bugün koltuk uğruna kırk yıllık sakalından vazgeçebilen yarın başka şeyler için milletinden bile vazgeçebilir. Seni böyle bir ikileme mahkum bırakmayalım. Kal sağlıcakla...
Şimdi üst makamlarda, milletvekili koltuklarında oturan, fakat aynı yukarıda anlatılan zihniyetle bu ülkeyi yöneten insanlara hitab edilmişcesine yaşanmış ve yazılmış bu yazı doğru değil mi?
Atatürk telefonu kapatır,kağıdı kalemi eline alır ve az sonra nazırını çağırıp, yazdığı yazıyı Amasya Valiliği'ne tebliğ etmesini ister. Ertesi gün Amasya'dan bir haber gelir ki Şıh Efendi Ata'yı görmek üzere Ankara'ya yola çıkmış... Şıh gelir Ata'nın karşısına çıkar. Sakal tamamen kesilmiş, sinekkaydı bir tıraş olunmuş, saçlar kısaltılmış, kılık kıyafet baştan sona değiştirilmiş, bambaşka görünüme bürünülmüştür. Atatürk'ün mesai arkadaşları bu değişimi anlayamaz ve Ata'ya sorarlar; "Aman Paşam, o Şıh ki sakalına el dahi sürdürmezdi, siz ne ettiniz de kökünden kesmesini sağladınız? " Ata gülümser, sonra da yanındakilere dönüp; "Dün akşam Amasya Valiliği'ne bir yazı gönderdim ve Şıh'ı Afyon'a vali atadığımı bildirdim" der. Ardından da yeni bir yazı hazırlayıp nazırına bu yazıyı da Şıh'a vermesini söyler. Yazıda söyle yazmaktadır; "İnancın ölçüsünün sakalda olmadığını anladığına sevindim. Valilik meselene gelince, bugün koltuk uğruna kırk yıllık sakalından vazgeçebilen yarın başka şeyler için milletinden bile vazgeçebilir. Seni böyle bir ikileme mahkum bırakmayalım. Kal sağlıcakla...
Şimdi üst makamlarda, milletvekili koltuklarında oturan, fakat aynı yukarıda anlatılan zihniyetle bu ülkeyi yöneten insanlara hitab edilmişcesine yaşanmış ve yazılmış bu yazı doğru değil mi?
YARIN KİMSEYE VAAD EDİLMEMİŞTİR
Önce evlendiğimizdehayatın daha iyi olacağına inandırırız kendimizi.
Evlendikten sonra, bir çocuğumuz doğduktan, hatta ardından bir tane daha olduktan sonra hayatın daha iyi olacağına inandırırız kendimizi.
Sonra çocuklar yeterince büyük olmadıkları için kızar, onlar büyüyünce daha mutlu olacağımıza inanırız.
Bundan sonra ergenlik dönemlerinde çocuklarla uğraşmamız gerektiği için öfkeleniriz. Kendimize, çocuklarımız bu dönemden çıkınca daha mutlu olacağımızı, yeni bir araba alınca, güzel bir tatileçıkınca, emekli olunca, yaşantımızın dört dörtlük olacağını söyleriz.
Gerçek ise şu andan daha iyi bir zaman olmadığıdır.
Eğer şimdi değil ise ne zaman?
Hayatınız her zaman mücadelelerle dolu olacaktır.
En iyisi bunu kabul edip,her ne olursa olsun mutlu olmaya karar vermektir.
En sevdiğim sözlerden biri Alfred D. Souza'ya aittir.
Der ki; "Uzun zamandan beridir hayatın -gerçek hayatın- başlamak üzere olduğu izlenimine kapılmıştım. Fakat her zaman yolumun üzerinde bir engel, öncelikle erişilmesi gereken bir şey, bitmemiş bir iş, hizmet edilecek zaman, ödenecek bir borç oldu.
Sonra hayat başlayacaktı.Sonunda anladım ki bu engeller benim hayatımdı."
Bu görüş açısı, mutluluğa giden bir yol olmadığını gösterdi.
Mutluluk yoldur.
Öyleyse sahip olduğunuz her anın kıymetini bilin ve mutluluğu,
Vaktinizi harcayacak kadar özel biriyle paylaştığınız için ona daha fazla değer verin. Unutmayın, zaman hiç kimse için beklemez.
Öyleyse, Okulu bitirene kadar, 100 milyar kazanana kadar,
Çocuklarınız olana kadar,
Çocuklarınız evden ayrılana kadar,
İşe başlayana kadar,
Evlenene kadar,
Cuma gecesine kadar,
Pazar sabahına kadar,
Yeni bir araba,
ya da ev alana kadar,
Borçları ödeyene kadar,
İlkbahara kadar,
Yaza kadar,
Sonbahara kadar,
Kışa kadar,
Maaş gününe kadar,
Şarkınız söylenene kadar,
Emekli olana kadar,
Ölene “kadar....
MUTLU OLMAK İÇİN İÇİNDE BULUNDUĞUNUZ "AN" DAN DAHA İYİ BİR ZAMAN
OLDUĞUNA KARAR VERMEK İÇİN BEKLEMEKTEN VAZGEÇİN.
MUTLULUK BİR VARIŞ DEĞİL, BİR YOLCULUKTUR.
PEK ÇOKLARI MUTLULUĞU İNSANDAN DAHA YÜKSEKTE ARARLAR, BAZILARI DA DAHA ALÇAKTA.
OYSA MUTLULUK İNSANIN BOYU HİZASINDADIR
Unutmayın "YARIN KİMSEYE VAAD EDİLMEMİŞTİR"”
Evlendikten sonra, bir çocuğumuz doğduktan, hatta ardından bir tane daha olduktan sonra hayatın daha iyi olacağına inandırırız kendimizi.
Sonra çocuklar yeterince büyük olmadıkları için kızar, onlar büyüyünce daha mutlu olacağımıza inanırız.
Bundan sonra ergenlik dönemlerinde çocuklarla uğraşmamız gerektiği için öfkeleniriz. Kendimize, çocuklarımız bu dönemden çıkınca daha mutlu olacağımızı, yeni bir araba alınca, güzel bir tatileçıkınca, emekli olunca, yaşantımızın dört dörtlük olacağını söyleriz.
Gerçek ise şu andan daha iyi bir zaman olmadığıdır.
Eğer şimdi değil ise ne zaman?
Hayatınız her zaman mücadelelerle dolu olacaktır.
En iyisi bunu kabul edip,her ne olursa olsun mutlu olmaya karar vermektir.
En sevdiğim sözlerden biri Alfred D. Souza'ya aittir.
Der ki; "Uzun zamandan beridir hayatın -gerçek hayatın- başlamak üzere olduğu izlenimine kapılmıştım. Fakat her zaman yolumun üzerinde bir engel, öncelikle erişilmesi gereken bir şey, bitmemiş bir iş, hizmet edilecek zaman, ödenecek bir borç oldu.
Sonra hayat başlayacaktı.Sonunda anladım ki bu engeller benim hayatımdı."
Bu görüş açısı, mutluluğa giden bir yol olmadığını gösterdi.
Mutluluk yoldur.
Öyleyse sahip olduğunuz her anın kıymetini bilin ve mutluluğu,
Vaktinizi harcayacak kadar özel biriyle paylaştığınız için ona daha fazla değer verin. Unutmayın, zaman hiç kimse için beklemez.
Öyleyse, Okulu bitirene kadar, 100 milyar kazanana kadar,
Çocuklarınız olana kadar,
Çocuklarınız evden ayrılana kadar,
İşe başlayana kadar,
Evlenene kadar,
Cuma gecesine kadar,
Pazar sabahına kadar,
Yeni bir araba,
ya da ev alana kadar,
Borçları ödeyene kadar,
İlkbahara kadar,
Yaza kadar,
Sonbahara kadar,
Kışa kadar,
Maaş gününe kadar,
Şarkınız söylenene kadar,
Emekli olana kadar,
Ölene “kadar....
MUTLU OLMAK İÇİN İÇİNDE BULUNDUĞUNUZ "AN" DAN DAHA İYİ BİR ZAMAN
OLDUĞUNA KARAR VERMEK İÇİN BEKLEMEKTEN VAZGEÇİN.
MUTLULUK BİR VARIŞ DEĞİL, BİR YOLCULUKTUR.
PEK ÇOKLARI MUTLULUĞU İNSANDAN DAHA YÜKSEKTE ARARLAR, BAZILARI DA DAHA ALÇAKTA.
OYSA MUTLULUK İNSANIN BOYU HİZASINDADIR
Unutmayın "YARIN KİMSEYE VAAD EDİLMEMİŞTİR"”
HAYAT NEDİR VE NE DEĞİLDİR ?
Hayat nedir ve ne değildir? Bu değişler gerçekten okunmaya değer ....... Hayat skor tabelası tutmak değildir. Kaç arkadaşınız olduğu ya da kaçının sizi arkadaş kabul ettiği değildir. Bu hafta sonu için planlarınızın olması değildir. Hafta sonunda yalnız olmanız da değildir. Şu sıralar sevgiliniz olması değildir. Geçmişte sevgiliniz olması değildir, geçmişte kaç sevgiliniz olduğu değildir. Bugüne kadar hiç sevgilinizin olmaması da değildir. Sizi kimin öptüğü değildir. Aileniz ya da onların serveti değildir. Hangi okula gittiğiniz değildir. Ne kadar güzel ya da ne kadar çirkin olduğunuz değildir, giydikleriniz, ayakkabılarınız değildir. Ne çeşit müzik dinlediğiniz değildir. Okul notlarınız değildir. Ne kadar akıllı olduğunuz değildir. Herkesin size verdiği akıl notu hiç değildir. Hayat standart testlerinin belirlediği kişiliğiniz de değildir. Hayat bir kağıda dökülmüş hayat hikayeniz ve bu hayat hikayesini kimin kabul ettiği de değildir. AMA HAYAT: Kimi sevdiğiniz, kimi incittiğinizdir. Kimi mutlu, kimi mutsuz ettiğinizdir. Sizin olanları koruyabilme ya da mahvedebilmenizdir. Dostluklarınızdır. Neyi söylediğiniz ve neyi kastettiğinizdir. Hangi önemli hüküm ve kararları verdiğiniz ve de niçin verdiğinizdir. İçinizde sevgiyi taşımak, büyütmek ve dağıtmaktır. Ama en önemlisi, yalnız başına asla gerçekleştiremeyeceğiniz bir şeyi yapmak, hayatınızı, başka insanların kalbine dokundurabilmektir. Başkalarının kalplerini etkileyecek yolu ancak siz seçersiniz. Ve hayat bu seçimlerdir zaten. Hayat silgi kullanmadan resim çizme sanatıdır. Ve insanlar böyle büyürler... unutmayın; YAŞAMA KENDİMİZDEN NE KATARSAK,YAŞAMDAN DA ONU ALIRIZ...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
























